
Dini Bilgiler
GENÇLER ÇOK SORUYOR…
Evlilik öncesi söz / nişan döneminde dini nikah yapıp daha sonra kız ve oğlan anlaşamayıp ayrılma durumu olduğunda, erkek kızı boşamazsa, kız erkekten nasıl boşanabilir?
Nikah kıyıldıktan sonra bir bayan, nikahlandığı kimsenin dinen eşi konumunda olduğundan, kocası kendisini boşamadıkça bir başka erkekle evlenemez. Bu durumda yapılacak şey, ya bir şekilde erkeğin boşamasını sağlamak, ya da hakemler kanalıyla aralarını tefrik etmektir.
Böyle bir durumda erkeğin, sırf kadına zarar vermek amacıyla kadını boşamamakta ısrar etmesi dinen doğru değildir:
“Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit ya onları iyilikle tutun yahut iyilikle bırakın. Fakat haksızlık ederek ve zarar vermek için onları nikâh altında tutmayın. Kim bunu yaparsa muhakkak kendine kötülük etmiş olur. Allah’ın âyetlerini eğlenceye almayın…”(Bakara, 2/231)
Dolayısıyla söz konusu olayda öncelikle sözü dinlenir ilim ve fazilet sahibi bir aracı, erkeğe giderek kendisine hiç de yarar sağlamayan böyle bir nikaha son vermesi gerektiğini, dini nikahın karşı tarafa zarar vermek amacıyla nefsi bir tatmin aracı yapılamayacağını, bunun İslâm’ın ruhuna aykırı olduğunu anlatmalı ve erkeğin boşamasını sağlamalıdır.
Erkek boşamamakta ısrar ederse, resmi nikah bulunmadığı için mahkemeye de başvurulmayacağına göre, kadın ve erkeğin aileleri bu konuda bir sonuca varmak üzere birer hakem seçerler. Ailelerden biri direnir, hakem seçmezse karşı taraf onun yerine adil ve tarafsız bir hakem seçebilir.
Seçilen hakemler öncelikle arabuluculuk yaparlar. Lüzûm ve zarûret bulunduğunda eşlerin rızası olmasa bile bu kişileri boşamaya da karar verebilirler. Böyle bir boşama gerçekleştikten ve boşanan kadın iddetini bitirdikten sonra nikah kıyarak yeni bir evlilik yapabilir.
Bu tür olayların yaşanmaması için yapılan akitlerin mutlaka kayıt altına alınıp hukuki güvenceye kavuşturulması elzemdir. Çünkü dindar olduğunu söyleyen gençler ve/veya aileleri resmen tescilin olmadığı durumlarda, aralarında akdedildiği ifade edilen akitleri inkar etmekte ve taraflardan biri ve genellikle kız tarafı mağdur duruma düşmektedir.
Böylece, dinimizin nikahtan gözettiği ulvi gaye gerçekleşmek şöyle dursun, insanlar din adına birbirlerine zulmeder hale gelmektedirler.
Hakem yoluyla boşanmayı detaylarıyla öğrenmek istiyorum. – Anlaşamayan karı kocayı ayırmak için hakem seçilebilir mi? – Hakemin, mahkeme hakimi gibi salahiyetleri var mıdır?
İlgili ayetin meali şöyledir:
“Eğer karı kocanın birbirinden ayrılacaklarından endişe ederseniz, o vakit, kendilerine erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem gönderin. İki taraf işi düzeltmek isterlerse, Allah onları uyuşmaya muvaffak buyurur. Şüphesiz Allah alîm ve habîrdir (her şeyi bilir, bütün maksatlardan haberdardır).” (Nisa, 4/35)
Ailede huzur ve düzeni bozan, taraflardan birisi olduğunda “nüşûz”dan söz edilir. Aile düzeni, iki tarafın karşılıklı anlaşmazlıklarından, hukuk ihlâlinden ve geçimsizlik çıkarmalarından ileri geliyorsa ve bu durum uzayıp gittiği için ayrılmalar, ailenin dağılması ihtimali ortaya çıkarsa “şikâk-geçimsizlik” hâli gerçekleşmiş olur. Bu durumda Kur’ân-ı Kerîm’in gösterdiği yol, teklif ettiği çözüm usulü “anlaşmazlığın hakemlere götürülmesidir.” Âyetin açık ifadesine göre hakem tayin edecek olan merci, karı ve koca veya bunların aileleri değil, devletin ilgili kurumudur (ülü’l-emr).
Kurum, şikâk durumunda hakem tayin etmekle yükümlüdür, ancak bu yükümlülük karı kocanın da hakem tayinine engel teşkil etmez.
Kurumun (meselâ mahkemenin) tayin edeceği iki hakemden birinin koca, diğerinin de karı ailesinden olması âyette zikredilmiştir. Bu kaydın bağlayıcı olup olmadığı konusu tartışmalıdır; Şâfiî gibi “Böylesi daha iyi olur, müstehaptır.” diyenler yanında, “Akraba içinde hakemliğe uygun şahıslar bulunduğu müddetçe, yabancılardan hakem tayini câiz değildir.” diyenler de olmuştur.
Hakem, tarafların rızası veya hâkimin tayini ile anlaşmazlık konusunu hükme bağlayan kişidir. Hakemin salâhiyetinin “hâkim” gibi mi, yoksa “vekil” gibi mi olduğu da tartışılmıştır.
Hz. Ömer, Osman, Ali, İbn Abbas gibi önde gelen sahâbîler yanında Nehaî, Şabî, Mâlik, Evzâî, Şâfiî gibi âlimler hakemlerin salâhiyetlerinin hâkim gibi olduğu, yapacakları araştırma, soruşturma, danışma sonunda evlilik hayatının devamı veya sona erdirilmesinden hangisine hükmederlerse onun geçerli olacağı, karı veya kocadan birinin aksini dilemesinin etkisi olmayacağı hükmüne varmışlardır. Çünkü -bu müctehidlere göre- hakem tayininin mânası ve işlevi bundan ibarettir.
Bu ictihad hakemlere, araya mahkeme girmeden aile bağını çözme salâhiyetini tanımakla, aile sırlarının alenî mahkemelerde göz önüne serilmesi sakıncasını da ortadan kaldırmaktadır.
Ebû Hanîfe ve onun gibi düşünen az sayıdaki müctehid ise, hakemlerin salâhiyetlerinin vekilin salâhiyeti gibi olduğu, tarafların iradesi dışında bir çözüme gidemeyecekleri kanaatini benimsemişlerdir.
Buna göre hakemlerin vazifesi, tarafların arasını düzeltmek, kusurlu olan tarafı yola getirmek için uygulanacak yöntem ve müeyyideyi belirlemek gibi hususlardan ibarettir.
Osmanlıların sonuna doğru kabul edilen (1917 tarihli) Hukuk-u Aile Kararnâmesi şikâk durumunda başvurulan hakemlere “aile meclisi” adını vermiş ve meclisin salâhiyeti konusunda Hanefî mezhebinin değil, çoğunluğun ictihadını kanunlaştırmıştır (md. 130).
İslâm hukukunda boşama (tatlik, talâk) hakkı kocaya aittir. Bu hükmü ya anlamayan veya kötüye kullanmak isteyenler “kadın hakkına aykırı” olarak değerlendirmişler, “İslâm hukukuna göre kadın evlilik hayatında zarara uğrasa, zulüm görse, mutlu olmasa dahi kocası boşamadıkça bunlara katlanmak mecburiyetindedir.” demişlerdir.
Âyetin açık ifadesi ile bunun ışığında yapılmış ictihadlar, bu anlayışa kesin olarak yol vermemektedir. Evlilik hayatı içinde zarar ve zulüm gören, mutlu olmayan kadın, kocası boşamak istemediği halde hâkime veya hakemlere başvurarak evlilik hayatını sona erdirebilir.
Ayrıca yine kadının irade ve teşebbüsü ile devreye girecek olan bedel vererek boşanma (muhâlea) yolu da açıktır.
İslâmî çözümü resmî kurumlar aracılığı ile işletmeyen sistemlerde, aile meclisi veya cemaatin devreye girmesi, tayin edecekleri hakemler yolu ile anlaşmazlıkların çözüme bağlanması mümkündür. Çünkü âyet belli şahıslar veya resmî kurumlar değil, ümmeti, cemaati muhatap kabul etmektedir. (bk. Kur’an Yolu, Heyet, ilgili ayetin tefsiri)
0 comments